16 Ağustos 2008

Kuryeler, Motosiklet, Mesai

Motosiklet kullanmak bence hayatın en keyifli uğraşlarından birisi. Peki hiç keyif amacıyla motosiklet kullananlarla kuryeler arasındaki kullanım farkına dikkat ettiniz mi? Sürüş esnasındaki durumlar, yüz ifadeleri, aldığı keyif veya yaşadığı sıkıntılar. Aslında özünde fiziksel olarak aynı aktivite. Arada tek bir fark var; birisi bunu zorunlu olduğu için diğeri ise zorunlu olmadan yapıyor.

Peki biz çalıştığımız yerlerde işlerimizi zorunlu olduğumuz için mi yapıyoruz? Cevap büyük olasılıkla "evet". Belki de iş diğer maddi ihtiyaçlarımızı karşılaması ve bize sosyal statü sağlaması amacıyla hayata karşı ödediğimiz bir kira. Herkes "çalışmak" zorunda. Doğal olarak da herkes kuryeler gibi motosiklet kullanıyor. Hatta bazen yaptığı işin ne olduğundan bile habersiz bir şekilde. Aslında çalışmak hayatımızın bir parçası değil midir? Sinemaya gitmek, uyumak, futbol maçı izlemek, yemek yemek gibi.

Aslında "çalışmak" kelimesinden bu kavram hakkındaki yanlış apaçık. Bir yazılımcı çalışmaz; "yeni sistemleri hayata geçirir", bir tiyatrocu çalışmaz; "bir karakter yaratır", bir destek elemanı çalışmaz; "müşterinin problemine yardımcı olur", bir yönetici çalışmaz; "çözüm bulur". Tabii ki tüm bunları söylerken işsizlik, farklı pozisyonlarda çalışma zorunluluğu, yanlış meslek seçimi gibi problemlerden bağımsız konuşuyorum.

Ben sinemaya gitme saatlerimi kendi hayatıma göre ayarlayabiliyorsam, çalışma saatlerimi de ayarlayabilmeliyim, çünkü bu da benim hayatımın bir parçası. Mekan ve zaman bağımlı işleri bir kenara bırakırsak aslında son yıllardaki bir çok iş kolundaki üretimin esnek ofis ve esnek çalışma saatlerinde yapılabildiğini görüyoruz. Fakat çoğu çalışanlardan kaynaklı olabilecek uygulamadaki bazı problemlerden dolayı bunların hiç biri hayata geçemiyor.

Diğer taraftan 9-6 mesaisiyle yazılan bir roman, yapılan bir beste, çalışılan bir tiyatro oyunu var mıdır acaba? Peki bu işlerin özelliği hepsinin sanatla alakalı olmaları mı? Bir yazara veya müzisyene sorduğunuzda işinin onu yormaması da belki bu yüzden midir?

Tüm dünyada özellikle internet projeleri için klasik olmayan çalışma ortamları uygulamaya konulmasına rağmen ülkemizde bunun örnekleri ne yazık ki hala yok. Üretmek, servis vermek,çözüm bulmak, kuryeler gibi mutsuz şekilde değil ama seyahat eder gibi.

4 yorum:

Burak dedi ki...

Yazılımı bırakıp kurye olacağını mı anlıcaz bu yazıdan

Harun PEKŞEN dedi ki...

düşünüyorum :)

Adsız dedi ki...

Sevgili Harun;
Ne kadar duru bir dille, zaman zaman hayatı zorlaştıran bir sorunu ne kadar kısaca anlatıvermişsin. Emeğine yüreğine sağlık. Yıllardır kamu kuruluşlarında, şakağında tabanca varmış gibi hizmet eden insanlara öfke duyarım. Mutsuzsan ayrıl git kardeşim. Ya da adam gibi hizmet var. Özel sektörde adamı koyuverirler kapı önüne, gelene gidene höt zöt ettirmezler. Kısacası aynen söylediğin gibi "Mutsuz şekilde değil, seyahat eder gibi"

Uğur Özmen dedi ki...

Maalesef, özel sektör de o kadar parlak değil. Gerçekten "özel" olanlar, bu özelliği yakalıyor. Bunun için de patronun "özel" olması gerek.

İmam geğirince cemaat kusuyor. Milyar dolarlık özel sektör şirketinde de devlet memurlarını aratır yaklaşımlar görüyoruz. Özellikle üst yönetimde...

Keyifle çalışılan ortamı yaratan patrondur. Gerisi fasa fiso...